|
Uyanıklığın böylesi (16.10.2005-Hürriyet-Şükrü KIZILOT yazısından alıntıdır) BELEŞÇİ
bir taraftar futbol maçlarına para ödemeden girebilmenin ilginç bir
yolunu bulmuş. Giriş kapısına gelip kapıdaki görevli polise telaşlı bir
ifadeyle; ‘Abicim çok acil bir durum oldu. İçeride maçı seyretmeye gelmiş bir abi var, (bir isim söylüyormuş) hanımı aniden rahatsızlandı, hastaneye kaldırdık, onu acilen bulup hemen hastaneye yetiştirmem lazım’ deyip, ehliyetini rehin bırakarak içeri giriyormuş. Ama içeride maçı seyredecek kadar kalmak dikkat çekeceğinden, hemen diğer kapıya koşturup, oradan dışarıya çıkıyormuş. Çıkarken kapıdaki polise ‘Abicim benim arabayı çekiyorlarmış, bir çıkıp bakayım ne oluyor? Problem varsa halledip geleyim’ diyormuş. Tabii geri gelince tanısın diye bu polise de kimliğini bırakıyormuş. Çıkar çıkmaz ilk girdiği kapıya koşturup; ‘Abicim Allah razı olsun ben arkadaşı buldum diğer kapıdan çıktık. Şimdi benim ehliyeti alabilir miyim?’ diyormuş. Ehliyeti kaptığı gibi çıktığı kapıya yollanıyormuş. ‘Abicim ben araba işini hallettim çok sağol, kimliği alabilir miyim?’ deyip kimliğini de alarak içeriye giriyormuş... (Teşekkürler Prof.Dr.Metin Taş) 'Barbar Türk' veya Kardinal Paul Pouppard!.. YeniAsır-09.10.2005 Dr.Ali Nail Kubalı Hıristiyan dünyasında "barbar Türk" imajı nasıl doğdu bilir misiniz? Sizi duyar gibiyim: "Senelerce ülkelerini işgal ettik, Türk çizmesi altında inlettik! Bize barbar Türk demesinler de ne desinler adamlar!" Bizde bile hakim olan düşünce budur. Buna inandırılmışızdır!.. Ama acaba gerçek böyle mi?
Bugün Türkiye'nin AB serüveninin önündeki önemli engellerden biri olan,
Avrupa'daki Türk nefreti, yalana dayalı acımasız bir planla daha
1500'lü yıllarda Vatikan tarafından başlatıldı. Gelin bu yalan
kampanyasını yine bir batılı yazarın kaleminden birlikte okuyalım: KİLİSE ÇIKARLARI
Avrupa'nın sosyal sınıf düzeni birçok iç güçlük yüzünden (çiftçi
isyanları, reformasyon, tek tek prenslerin birbirlerine düşmanlıkları)
tehdit ediliyordu. Birçok insan bu zorluklar yüzünden Osmanlı
Devleti'ne sığındı. Osmanlı Devleti o zamanlar çiftçiler, zanaatkarlar,
askerler için cazipti. Orada daha özgür (dinsel hoşgörü, vergiden muaf
olma, zorunlu çalışma olmaması) bir yaşam bulacaklarını düşünüyorlardı.
Asiller ve din adamları sınıf toplumu için oluşan tehlikeyi gördüler ve
adım adım Türklerin asırlar boyunca onların ezeli düşmanları olduğunu
yaydılar. Özellikle Roma kilisesi olumsuz, bozuk bir Türk imajı
oluşturulmasına katılıyordu. Kilisenin koruyacağı kendi çıkarları
vardı. Bu arada Papalığın politik güç kaybı ve kilisenin ikiye
ayrılması büyük rol oynadı. Din adamları bu çifte güç kaybının
insanların Türklere karşı savaşta birleştirilmesiyle önlenebileceğini
düşünüyorlardı. Bu güç politikası hesabından, Hıristiyan kamuoyunda
hareketli bir propaganda eylemi başlatıldı ve bu eylem kamu yaşamının
bütün alanlarına yayıldı... Ayinlerde, zaten korkan insanlara zulüm ve
tehdit içeren bir Türk imajı veriliyordu. Türkler 'tanrısal düzen'in
bozucusu ve bütün Hıristiyanların düşmanı olarak gösteriliyordu...
...Zalim barbar Türk imgesi, Katolik kilisesinin bütün sınıfları
kapsayan birliğini yeniden kurabilmek için bilinçli olarak
yapılıyordu,.." (Margretha Spohn, Alles Getürkt, Bölüm 1-5) Aynı yazara göre, bu yalan propagandanın uygulayıcılarından biri olan Viyanalı Piskopos Fabri, kilisesinde Türkler için şunları söylüyordu:
"Gök kubbenin altında Türklerden daha aşağı, zalim ve küstah canavarlar
yoktur; onlar kimsenin yaşına ve cinsiyetine bakmadan acımasızca
gençleri ve yaşlıları kesiyorlar ve hamile anaların karınlarından daha
doğmamış çocukları koparıp alıyorlardı." Katolik kilisesinin
başlattığı bu yalan kampanyasının nasıl her türlü yayına ve sonunda
okul kitaplarına kadar yayılarak bugüne kadar geldiğini gene Spohn
anlatıyor. Bir milleti 500 yıl süren tarihin en büyük
karalama kampanyası ile dünyada ikinci sınıf vatandaşlığa mahkum etmeye
çalışan o Vatikan, şimdi Kardinal Paul Pouppard'ın ağzından AB'nin 3
Ekim kararı hakkında bakın ne diyor: "Türkiye'de Hıristiyanlar ikinci sınıf vatandaştır. Türkiye ile müzakereye başlanmamalıdır!" Utanmak ister! Vatikan'ın
yalanlarla ve de kendi "düzen"lerini devam ettirmek uğruna, 500 yıldır
insafsızca karaladıkları ve aşağıladıkları Türklerden ve Türkiye'den
özür dilemesi gerekir. Bunu Türkiye, Vatikan'dan talep etmelidir. Üniversitelerin burnu nasıl sürtülür? Yeni Asır-12.10.2005 Suat Çağlayan’ın yazısından Şimdilik
77 üniversite! 20-25 yeni üniversitenin daha kurulması planlandığına
göre yakında 'dalya' diyeceğiz demektir. Düğün salonu ya da sosyal
tesis açar gibi, her ile bir üniversite, her ilçeye bir fakülte ya da
yüksek okul kampanyası! TBMM'de milletvekillerinin "ben de isterim!
Bana da bir üniversite!"gibi çocukça istekleriVe öbür yanda
gerçekler!... Ege Üniversitesinin açılışında Rektör Prof. Dr. Ülkü
Bayındır, işte bu acı gerçekleri dile getirdi. Sadece kendi
üniversitesinin değil, tüm üniversitelerin yaşadığı sıkıntıları
anlattı; "Üniversite, kurulduğu yere çağdaşlık getirir. Ancak
yenilerini kurarken planlı programlı olmak ve eskilerin gelişmesini
ihmal etmemek gerekir" dedi. "Bugün
üniversitelerimizin iki büyük sıkıntısı vardır; Birincisi içine
düşürüldüğümüz ekonomik darboğaz, ikincisi ise bilim insanı
yetiştirmemiz için gerekli olan araştırma görevlisi kadrolarımızda
yapılan kısıntıdır. Gerek Maliye Bakanlığı ve
gerekse DPT bu yıl, yeni açılacak üniversiteleri gerekçe göstererek
eğitim faslında bütçeyi kısmıştır. Üniversitelerin döner sermaye
gelirlerinin azaltılması yetmiyormuş gibi, verdiğimiz hizmetlerin
karşılığı olan alacaklarımız da ödenmemektedir" dedi. "Hükümet
bu yıl YÖK ile mahkemelik olunca üniversitelerin araştırma görevlisi
kadrolarını hiç açmadı. YÖK davayı kazandığı halde hükümet işi uzatmak
için elinden geleni yapmaktadır" dedi. Ülkü Hoca daha çoook şeyler söyledi, Başbakan'ın üniversiteleri hangi ilkel yöntemlerle cezalandırdığını gösteren!
Evet yeni öğretim yılı açıldı. Bu yıl üniversitelerin her zamankinden
fazla çekecekleri var, sayın Tayyip ERDOĞAN'dan. Çünkü o bir YÖK
karşıtı. YÖK'ün ve
üniversitelerin burnunu sürtmek için bu yıl da elinden geleni yapacak;
mali kaynakları kısacak, kadro vermeyecek, Anayasa'yı değiştirerek
üniversiteleri kul, köle yapmaya çalışacak. Üniversiteler daha çooook çekecek, bu iktidardan! Murphy ile Türkiye’nin AB Üyelik süreci 13.10.2005 Cumhuriyet -Vaziyet (Deniz Som)köşesinden: hazırlayan: Akif Kökçe Ucu açık olan müzakere sürecinin ucu kapatılsa,dibi delinir. Üyelik sırası size geldiğinde,birliğin bilinen tüm kuralları aleyhinize değiştirilir. Sizi veto edecek ilk ülke:bir zamanlar veto hakkınızı kullanmayıp, üye yaptığınız ülke olacaktır. AB uyum yasaları, kendinizden emin bir biçimde yanlış sonuçlara ulaşmanızı sağlar. Toplumsal karmaşa her zaman yaşanabilir, ama herşeyi altüst etmek için bir müzakere süreci yeterlidir. Müzakere masasında herşey yolundaysa birşeyler kesinlikle gözden kaçmış demektir. Müzakereler başarılı olarak sona ermişse; ya girilecek ülke kalmamıştır ya a birlik dağılmıştır. Yol haritasındaki yol, iki nokta arasındaki en uzun mesafedir. Ucu çık süreçte gözüken ışık, üzerinize gelen trenin ışığıdır. Süreç başarılı bir şekilde ilerliyorsa, pusu kurulmuş demektir. İyi başlayan müzakere kötü biter,kötü başlayan müzakere daha kötü biter. Komşunuz birliğe girip toprak kazanıoyorsa,siz daha girmeden kaybedeceksiniz demektir. Birliğin genişleme süreci,sizin daralma sürecinize eşittir. Sermaye Gelecek Yerden Sakal-ı Şerif Esirgenmez! 13.10.2005 Cumhuriyet Gazetesi Gündem Köşesi -Mustafa Balbay (kısmi alıntıdır) Başbakan Erdoğan grup toplantısında formdaydı.Mangalda kül,tespihte püskül, edebiyatta fasikül bırakmadı. Sakal-ı
Şerif olayının ,Erdoğan’ın yabancı sermayeye ilişkin çok kapsamlı
açıklamalar yaptığı dönemde yaşanması,Başbakanı ve AKP iktidarını daha
iyi tanımamızı sağladı. Sermaye
gelmesi için peygamber sakalını bile kullanıyorlar.Toplumun dini
duygularına saugımız nedeniyle daha ötesini söylemeye dilimiz varmıyor! Böyle bir olayın AKP iktidarında yaşanması ayrıca güzel ve öğretici!Tarikat-sayaset-ticaret ücgeni gelişiyor, küreselleşiyor. Eskiden din, baskın olarak iktidara gelmek ve iktidarda kalmak için kullanılıyordu.Şimdi yabancı sermayeyi çekmek için kullanılıyor. Arkadaşlar “para” sözcüğünü bir tersten bir düzden, bir tersten bir düzden okuyorlar! ..................................... 16.10.2005 tarihli Yeni Asır-Dr.Ali Nail Kubalı yazısından kısmi alıntı Sakal-ı Şerif skandalı ilginç gelişiyor! Bakan, "Merak ettim getirttim. Ben Müslüman değil miyim" diyor! Konu medyada büyüyünce Başbakan sert çıkıyor, medyayı suçluyor. Özetle, "Bakanın da, benim de haberim yoktu" diyor! İkisinden biri -ama hangisi?- gerçeği söylüyor! Bu konudaki son haber ise hakikaten ilginç! Müftü İsa Gürler, iki imam ve üç müezzin hakkında inceleme başlatılmış.
BU KADARINA DA PES! Suçları: Sakal-ı Şerif'i cami dışına çıkartmak!
Ben bu kadarına pes diyorum! Ayıptır, günahtır! Bu adamcağızlar
Peygamber Efendimizin mübarek sakalını havaalanına kendi iradeleri ile
"Ramazan gezintisi yapsın, hava alsın" diye mi götürdüler? Kim emir
verdiyse çıksın ortaya, mertçe, "Ben emir verdim, sonuçlarına da
katlanırım" desin. Bu olay da bitsin! Bu zavallı insanların yok yere ceza alması yüreğinizi sızlatmayacak mı? 21. yüzyılda bizi nelerle uğraştırıyorsunuz!
|