|
Gönderenler:
Selçuk MENGÜÇ,Mahmut ERTON (2),Seyit POLAT
Ayhan SÜREK (2),Attila ÖZYEĞEN
En İyi Ramazan Karikaturu :) 
ERZURUM VE ÇAY From: Selcuk Mengüc
Mailed-By: googlegroups.com Date: Oct 13, 2005 Subject: Erzurum ve cay Merhaba, Günlük Bültenin son sayisinda Erzurum ve Cay muhabbeti gecince rahmetli Feyzi dedemi hatirladim. Essahtan
Erzurumlu ve dogdugu günden beri asker oldugundan pek cocuk ruhundan
anlamayan, ancak et yemegi ve cay icmeyi cok cok seven bir adamdi
rahmetli. Ankarada Genel Kurmay
Baskanligindaki makam odasinda kayniyan semaver hep aklimda. Semaver
sorumlusu bir er daha günes dogmadan semaveri yakar (o zaman elektrikli
olanlar yoktu. Mangal kömürü ile sicak tutulurdu) ve tüm gün tazelerdi. Ondan
duydugum bir hikayeye göre Erzurumlu cayini yaz boyunca icine normal
sekerini atarak icermis. Sonbahara dogru kar basliyip seker stoklari
azalmaga yüz tuttugunda kitlama tabir edilen sekeri agzina alip her
yudumda ucunu isirma metoduna gecermis. (yine o zamanlar seker kaya
tuzu gibi sert ve zor eriyor) Kis ortasi yollar kapanip seker stoku da tükenince sallama medodu baslarmis... Nasil mi..? Bir
ince ipin ucuna son kalan seker parcasi baglanir ve kahvenin ortasina,
tavana asilirmis. Millet cayini icerken bu sallanan sekere BAKAR,
cayini sekerli ictigini hayal edermis... Ama saka ama ciddi, Erzurum
sehir merkezi o zamanlar en az 3 – 4 ay dunya ile ilgisi kesilmis bir
yer olurmus. 2000 metre irtifada kurulmus ender sehirlerden biri olan Erzurumdan bana da kalin kaslar ve kirmizi yanaklarim miras kalmis. Sevgi ve saygilar Selcuk Dogumdan sonra hayat var mı? Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde... Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde... Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece... Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş. Elleri, ayakları belirginleşmiş. Gözleri çıktıkça meydana,İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş... Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...Sıcak, ıslak, sevgi dolu... "Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..." Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler. Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler. Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler. Sonra başlamış bir varoluş tartışması: "Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler... "Annemiz" demiş biri, "O bizi var etti, bize can verdi." "Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki, "Sen hiç Anneni görmedin ki...": "Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için uydurduğumuz bir şeydir." Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler. Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler. Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların... Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın... Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek; Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek. "- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla... "- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha hayata..." "- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır." Sormuş karamsar olan: "- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?" Şiirle cevaplamış iyimser olan: "Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok seferinden..." Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış. Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış. Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar. Ve "ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar. Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu, Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar. Can Dündar ORHAN'A BİR ŞANS TEPECİK ARAŞTIRMA HASTANESİ ÇOCUK ONKOLOJİSİ BÖLÜMÜNDE KAN KANSERİ TEŞHİSİYLE YATMAKTA OLAN 10 YAŞINDAKİ ORHAN TAŞTEKİN'E İHTİYAÇ DUYULDUĞUNDA "A RH ( - )" KANINDAN TROMBOSİT VEREBİLECEK GÖNÜLLÜ DONÖRLER ARANMAKTADIR. BABASINI DA KANSERDEN KAYBEDEN BU ÇOCUĞUMUZA YARDIM ETMEK İSTEYEN, İZMİR'DE İKAMET EDEN GÖNÜLLÜLER BİZİ ARAYABİLİRLER. BU MAİLİ FORWARD EDERSENİZ ORHAN' IN ŞANSINI ARTTIRIRSINIZ.. MUSTAFA YILDIZ Viking Kağıt ve Selüloz A.Ş. TEL: 0 505 339 51 98 Not:Ben Mustafa Beyle tlf.la görüştüm.İlk ilandan sonra 2 ay yetecek kadar kan vermek isteyen 5-6 kişi çıkmış ve kan vermiş. Acil ihtiyaç yoksada ileriye dönük ihtiyaç halen devam etmekte... Bilgilerinize, Kırımhan Akıncı. dünya takvimi-EarthCalendar http://www.earthcalendar.net/index.php cocuk sahiplerinin dikkatine : veli toplantısı
Markette alisveris yapan adam,kendisine çok çekici ama tanimadigi bir kadinin gülümseyerek selam vermesiyle sasirir ve sorar: -Tanisiyor muyuz ? Kadin: -Kusura bakmayin, sizi çocuklarimdan birisinin babasiyla karistirmis olmaliyim... der ve uzaklasir.
Dünyanin ne hallere geldigini, bu görünüste bir kadinin çocugunun
babasini hatirlamayacak olmasinin garipligini düsünürken, birden aklina
üniversite yillarinda katildigi vahsi gurup partileri gelir. Belki de o
partilerden birinde?! Kendisi ve o kadin?! Belki de kendisinden çocugu
olmustur!! Olamaz mi?! diye düsünür ve pesinden kosar ve sorar: -Kusura bakmayin, acaba geçmis yillarda katildigimiz vahsi partilerden birinde, eee,, sey, hani yani çok sarhos olmustuk ta sonra da delice sex yapmistik, o kiz siz olabilir misiniz? -Hayir! der kadin ve gözlerinin içine bakarak: -Ben sadece ilkokul ikinci siniftaki çocugunuzun ögretmeniyim... Veli toplantilarina gidiniz.... Bir tez araştırma çalışması Olay 1970'li yılların sonunda geçiyor.
O zamanlar hocamız Kırşehir (Nevşehir'de olabilir) Lisesinde
öğretmenlik yapıyor. Ayrıca lisede ingilizce öğretmeni olmadığı için ve
kendisi de biraz bildiği için İngilizce derslerinede giriyor. Bir
gün Kırşehir'e tez konusunu araştırmak için uzun saçlı, sakallı Fransız
bir üniversite öğrencisi geliyor. Tez konusu da belli bir dönem
arasında Avrupa'ya işçi olarak giden Türklerin çok büyük bir çoğunluğu
Kırşehir'li olması. Acaba neden başka iller değilde Kırşehir.
Yoksulluk mu, işsizlik mi, toplumsal sorunlar mı, etnik köken mi?
Kırşehirliler'i göç etmeye iten sosyal olgu ne? (Düşünebiliyor
musunuz? bizim bi moktan haberimiz yok adamlar neyi
araştırıyorlar) Valilik bu Fransız öğrenciyi, kendisine yardımcı
olmaları için Kırşehir Lisesine gönderiyor. Lisede de azda olsa
tek dil bilen bizim felsefe hocamız olduğu için Fransız, hocamızın
yanından ayrılmıyor. Aynı evde kalıyorlar, beraber yiyip beraber
içiyorlar, beraber araştırıyorlar. Ama bir sonuç alamıyorlar. Öğrenci
aradığı, istediği bilimsel bir neden bulamıyor ama yılmıyor araştırmaya
devam ediyor. Hocamızda bu durumdan hiç memnun değil. Çünkü milletin
kendilerine garip garip ve düşmanca (O dönemler uzun saçlı ve saçı
sakalına karışmış kimse olmadığı için) bakmalarından rahatsız. Öğrenciyi başından defetmeye çalışıyor ama ne mümkün.
Derken o buhranlı zamanlar, ülkede 80 ihtilali oluyor ve bu Fransız
öğrenciyi de ajanlık ve komünistlikle suçlayıp gözaltına alıyorlar.
Ardından da sınırdışı ediyorlar. Öğrenci gitmeden önce hocamızın
adresini alıyor ve bu tezi mutlaka hazırlaması gerektiğini, kendisinin
Fransa'da hocamızın da burada araştırmaya devam etmesini rica ediyor.
Hocamızda öğrencinin gitmesinden dolayı memnun, kabul ediyor. Ama bu
sefer kendiside çok merak etmeye başlıyor. Aylar geçiyor ve birgün
hocamıza Fransa'dan bir mektup geliyor. Mektupta şunlar yazıyor: "Hocam araştırmana gerek yok, ben cevabı buldum. Oralara kadar boşu boşuna gelmişim. Tek yapmam
gereken şey burada yaşayan birkaç Kırşehirli aileyi bulmak ve
onlara sormakmış. Bende sordum ve cevabımı aldım. Bu kadar kısa bir tez
olamayacağı için başka bir konu bulmam lazım. Selamlar." Nedeni neymiş biliyormusunuz. Tam bir Türk işi, aşağıda; "Çünkü o dönemler arasında ki İş ve İşçi Bulma Kurumu Başkanı Kırşehirliymiş."
|