KIRIMHAN AKINCI

• 18/10/2005 - (17 Ekim 2005)Günlük Bülten- SAYI:434 - Ne ararsan burda....

Gönderenler:

Selçuk MENGÜÇ,Mahmut ERTON (2),Seyit POLAT

Ayhan SÜREK (2),Attila ÖZYEĞEN

En İyi Ramazan Karikaturu :)

 

                           


 

ERZURUM VE ÇAY


From: Selcuk Mengüc                      
Mailed-By: googlegroups.com

Date: Oct 13, 2005                           
Subject: Erzurum ve cay

Merhaba,

Günlük Bültenin son sayisinda Erzurum ve Cay muhabbeti gecince rahmetli Feyzi dedemi hatirladim.  Essahtan Erzurumlu ve dogdugu günden beri asker oldugundan pek cocuk ruhundan anlamayan, ancak et yemegi ve cay icmeyi cok cok seven bir adamdi rahmetli.  Ankarada Genel Kurmay Baskanligindaki makam odasinda kayniyan semaver hep aklimda. Semaver sorumlusu bir er daha günes dogmadan semaveri yakar (o zaman elektrikli olanlar yoktu. Mangal kömürü ile sicak tutulurdu) ve tüm gün tazelerdi.  

Ondan duydugum bir hikayeye göre Erzurumlu cayini yaz boyunca icine normal sekerini atarak icermis. Sonbahara dogru kar basliyip seker stoklari azalmaga yüz tuttugunda kitlama tabir edilen sekeri agzina alip her yudumda ucunu isirma metoduna gecermis. (yine o zamanlar seker kaya tuzu gibi sert ve zor eriyor)   Kis ortasi yollar kapanip seker stoku da tükenince sallama medodu baslarmis... Nasil mi..?

Bir ince ipin ucuna son kalan seker parcasi baglanir ve kahvenin ortasina, tavana asilirmis. Millet cayini icerken bu sallanan sekere BAKAR, cayini sekerli ictigini hayal edermis... Ama saka ama ciddi, Erzurum sehir merkezi o zamanlar en az 3 – 4 ay dunya ile ilgisi kesilmis bir yer olurmus.

2000 metre irtifada kurulmus ender sehirlerden biri olan Erzurumdan bana da kalin kaslar ve kirmizi yanaklarim miras kalmis.

Sevgi ve saygilar

Selcuk

 

Dogumdan sonra hayat var mı?

 

Karanlıktaymışlar. İki embriyo, bir ana rahminde...
Her şeyden habersiz bekleşiyorlarmış, sudan bir beşiğin içinde...
Sarılıp birbirlerine, karanlıkta uyumuşlar öylece...
Haftalar geçmiş, ikizler gelişmiş.
Elleri, ayakları belirginleşmiş.
Gözleri çıktıkça meydana,İkisi de çevrede olup biteni fark etmiş...
Ne rahat, ne güvenli bir dünyaymış bu...Sıcak, ıslak, sevgi dolu...
"Öyle güzel bir dünyada yaşıyoruz ki" demişler, "...bize ne mutlu..."
Gel zaman git zaman, çevreyi keşfe girişmişler.
Bu karanlık dünyayı ve hayatın kaynağını deşmişler.
Onları besleyip büyüten kordonu fark edince O kordonla kendilerini var eden Anne'lerine şükretmişler.
Sonra başlamış bir varoluş tartışması:
"Buraya nereden geldik, biz nasıl olduk" diye sormuş ikizler...
"Annemiz" demiş biri, "O bizi var etti, bize can verdi."
"Ne biliyorsun" diye itiraz etmiş öteki, "Sen hiç Anneni görmedin
ki...":
"Belki de o sadece zihnimizdedir. Anne inancı bizi rahatlattığı için
uydurduğumuz bir şeydir."
Süredursun ana rahmindeki tartışma, ikizler büyüyüp gelişmişler.
Rahme sığmaz olup tekmeleşmişler.
Artık parmakları ve kulakları varmış kerataların...
Büyüdükçe anlamışlar ki, yolun sonu yakın...
Gün gelecek, bu güzelim hayat bitecek;
Karanlık bir yolculuk, onları bir başka diyara çekecek.
"- Buradaki hayatımızın sonuna yaklaşıyoruz" diye fısıldamış ikizlerden biri efkarla...
"- Ben gitmek istemiyorum" diye diretmiş öteki; "doyamadım ki daha
hayata..."
"- Ama mukadderat alnına yazılandır; dua et, belki doğumdan sonra hayat vardır."
Sormuş karamsar olan:
"- Bir gün bize hayat veren kordon kesilecek. Ondan sonra başımıza neler gelecek?"
Şiirle cevaplamış iyimser olan:
"Birçok giden/ memnun ki yerinden/ çok seneler geçti/ dönen yok
seferinden..."
Ve günlerden bir gün, yer sarsılmış, duvarlar kasılmış.
Dayanılmaz sancılarla ikizler beklenen günün geldiğini anlamış.
Buruşuk kollarıyla birbirlerine son kez sarılıp vedalaşmışlar.
Ve
"ömrümüz bitti" diye çığlık çığlığa ağlaşmışlar.
Azrail sandıkları bir el kesmiş onları hayata bağlayan kordonu,
Ağlaya ağlaya karanlık bir koridordan öbür hayata çıkmışlar.

Can Dündar

ORHAN'A BİR ŞANS

TEPECİK ARAŞTIRMA HASTANESİ ÇOCUK ONKOLOJİSİ BÖLÜMÜNDE KAN KANSERİ 
TEŞHİSİYLE YATMAKTA OLAN 10 YAŞINDAKİ ORHAN TAŞTEKİN'E İHTİYAÇ
DUYULDUĞUNDA  "A RH ( - )" KANINDAN TROMBOSİT VEREBİLECEK GÖNÜLLÜ
DONÖRLER ARANMAKTADIR. BABASINI DA KANSERDEN KAYBEDEN BU ÇOCUĞUMUZA
YARDIM ETMEK İSTEYEN,
İZMİR'DE İKAMET EDEN GÖNÜLLÜLER BİZİ ARAYABİLİRLER.
BU MAİLİ FORWARD EDERSENİZ ORHAN' IN ŞANSINI ARTTIRIRSINIZ..            
MUSTAFA YILDIZ                      

Viking Kağıt ve Selüloz A.Ş.                    
TEL: 0 505 339 51 98

Not:
Ben Mustafa Beyle tlf.la görüştüm.İlk ilandan sonra 2 ay yetecek kadar kan
vermek isteyen 5-6 kişi çıkmış ve kan vermiş.
Acil ihtiyaç yoksada ileriye dönük ihtiyaç halen devam etmekte...
Bilgilerinize,
Kırımhan Akıncı.

dünya takvimi-EarthCalendar  

http://www.earthcalendar.net/index.php


cocuk sahiplerinin dikkatine  :

veli toplantısı
                                       

Markette alisveris yapan adam,kendisine çok çekici ama tanimadigi bir kadinin gülümseyerek selam vermesiyle sasirir ve sorar:
-Tanisiyor muyuz ?
Kadin:
-Kusura bakmayin, sizi çocuklarimdan birisinin babasiyla karistirmis olmaliyim... der ve uzaklasir.
Dünyanin ne hallere geldigini, bu görünüste bir kadinin çocugunun babasini hatirlamayacak olmasinin garipligini düsünürken, birden aklina üniversite yillarinda katildigi vahsi gurup partileri gelir. Belki de o partilerden birinde?! Kendisi ve o kadin?! Belki de kendisinden çocugu olmustur!!
Olamaz  mi?! diye düsünür ve pesinden kosar ve sorar:
-Kusura bakmayin, acaba geçmis yillarda katildigimiz vahsi partilerden
birinde, eee,, sey, hani yani çok sarhos olmustuk ta sonra da delice sex  yapmistik, o kiz siz olabilir misiniz?
-Hayir! der kadin ve gözlerinin içine bakarak:
-Ben sadece ilkokul ikinci siniftaki çocugunuzun ögretmeniyim...

Veli toplantilarina gidiniz....



Bir tez araştırma çalışması

Olay 1970'li yılların sonunda geçiyor.
O zamanlar hocamız Kırşehir (Nevşehir'de  olabilir) Lisesinde öğretmenlik yapıyor. Ayrıca lisede ingilizce öğretmeni olmadığı için ve kendisi de biraz bildiği için İngilizce derslerinede giriyor.
Bir gün Kırşehir'e tez konusunu araştırmak için uzun saçlı, sakallı Fransız bir üniversite öğrencisi geliyor. Tez konusu da belli bir dönem arasında Avrupa'ya işçi olarak giden Türklerin çok büyük bir çoğunluğu Kırşehir'li  olması. Acaba neden başka iller değilde
Kırşehir. Yoksulluk mu, işsizlik mi, toplumsal  sorunlar mı, etnik köken mi? Kırşehirliler'i göç etmeye iten sosyal olgu ne? (Düşünebiliyor
musunuz? bizim bi moktan haberimiz yok adamlar  neyi araştırıyorlar) Valilik bu Fransız öğrenciyi, kendisine yardımcı olmaları için Kırşehir
Lisesine gönderiyor. Lisede de azda olsa tek dil bilen bizim felsefe hocamız olduğu için Fransız, hocamızın yanından ayrılmıyor.
Aynı evde kalıyorlar, beraber yiyip beraber içiyorlar, beraber araştırıyorlar. Ama bir sonuç alamıyorlar. Öğrenci aradığı, istediği bilimsel bir neden bulamıyor ama yılmıyor araştırmaya devam ediyor. Hocamızda bu durumdan hiç memnun değil. Çünkü milletin kendilerine garip garip ve düşmanca (O dönemler uzun saçlı ve saçı sakalına karışmış kimse olmadığı için) bakmalarından rahatsız. Öğrenciyi
başından defetmeye çalışıyor ama ne mümkün.
Derken o buhranlı zamanlar, ülkede 80 ihtilali oluyor ve bu Fransız öğrenciyi de ajanlık ve komünistlikle suçlayıp gözaltına alıyorlar.
Ardından da sınırdışı ediyorlar. Öğrenci gitmeden önce hocamızın adresini alıyor ve bu tezi mutlaka hazırlaması gerektiğini, kendisinin Fransa'da hocamızın da burada araştırmaya devam etmesini rica ediyor. Hocamızda öğrencinin gitmesinden dolayı memnun, kabul ediyor. Ama bu sefer kendiside çok merak etmeye başlıyor. Aylar geçiyor ve birgün hocamıza Fransa'dan  bir mektup geliyor. Mektupta şunlar yazıyor: "Hocam araştırmana gerek yok, ben cevabı buldum. Oralara kadar boşu boşuna gelmişim. Tek yapmam
gereken şey burada yaşayan birkaç Kırşehirli  aileyi bulmak ve onlara sormakmış. Bende sordum ve cevabımı aldım. Bu kadar kısa bir tez olamayacağı için başka bir konu bulmam lazım.  Selamlar."
Nedeni neymiş biliyormusunuz. Tam bir Türk işi, aşağıda;                               
"Çünkü o dönemler arasında ki İş ve İşçi Bulma Kurumu Başkanı Kırşehirliymiş."

EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
Yorum yaz! :: Arkadaşa gönder!

Hakkımda

İNTERNET TRAFİĞİNDEN KIRIMHAN AĞBİNİZİN SİZİN İÇİN SEÇTİKLERİ Hazırlayan: Kırımhan Akıncı-Günlük Bülten Special thanks to our readers/friends for submitting today's jokes and essays. Bültenimizin bu sayının hazırlanması na gönderdikleri e-mailler veya yazı lar ile katkıda bulunan aşağıdaki arkadaşlarımıza özel olarak teşekkür ediyoruz (CW)CopyWrong Kırımhan-2004.All rigts pre-reserved,only for VIP..
Google

Son yazılar

Lalenin Öyküsü- Bu akşam veya Yarın sabah TRT2de Kaçırmayın..
İzmirdeki Deprem .................
Orhan Pamuk Gerçeği.....
Günlük Bülten - SAYI : 435 Ne ararsan burda....
Gazetelerden Seçmeler
Atatürk Olmak.....
(17 Ekim 2005)Günlük Bülten- SAYI:434 - Ne ararsan burda....
Attila İLHAN......
biliyormuydunuz?
Fıkralar.....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Armenian GenocideArkadaşlarım
e-posta
Blog RSS
Mali mevzuat
GM/Opel CalısanlarI
Yazılarımız
İngilizce Bülten
Türkçe Bülten Grup sayfası
İş Hayatı ve Vergi Dergisi
Eğitim Grup Sayfası
ST-FA Enerkom Grup Sayfası
ToT Grup Sayfası
KIRIMHAN
AYHAN SÜREK
GM/Opel Grup Sayfası
Get Firefox! Get Thunderbird!

Arkadaşlar

oatamer
Kayıt Güncel Sayfa: Toplam:
Son Sayfa | Sonraki Sayfa